top of page

Evrim Teorisi

  • 2 Şub 2016
  • 8 dakikada okunur

Evrim, biyolojide canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması sürecidir. Bazen dünyanın evrimi, evrenin evrimi gibi kavramlardan ayırmak amacıyla organik evrim ya da biyolojik evrim olarak da adlandırılır. Evrim, modern biyolojinin temel taşıdır. Bu teoriye göre hayvanlar, bitkiler ve Dünya'daki diğer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaşamış türlere dayanır ve ayırt edilebilir farklılıklar, başarılı nesillerde meydana gelmiş genetik değişikliklerin bir sonucudur. Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun rastgele mutasyonlar yoluyla zamanla değişmesi anlamına gelir. Genlerdeki mutasyonlar, göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin (varyasyonların) ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir. Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler. Dünya'daki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiş ve sınıflanabilmiştir. Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır. Bir milimetrenin binde birinden kısa bakterilerden, yerden yüksekliği 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan sequoia servi ağaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri, cüsse, biçim ve yaşayış biçimi açısından çok büyük farklılıklar gösterirler. Sıcak su kaynaklarında kaynama sıcaklığına yakın derecelerde yaşayan bakteriler olduğu gibi, Antarktika'daki buzullarda ya da tuz göllerinde -23 °C'ye varan sıcaklıklarda yaşayan algler ve mantarlar vardır. Aynı şekilde karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaşayan devasa boru kurtçukları olduğu gibi, Everest Dağı'nın yamaçlarında, 6 bin metre yükseklikte yaşayan hezaren çiçekleri ve örümcekler vardır. Neredeyse sınırsız sayıdaki bu çeşitli yaşam biçimleri, evrimsel sürecin bir sonucudur. Tüm canlılar, ortak atalardan geldikleri için akrabadır. İnsan ve diğer tüm memeliler, yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamış sivrifaremsi bir canlıdan evrimleşmiştir. Memeliler, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar ve balıkların ortak atası 600 myö yaşamış su solucanlarıdır. Tüm hayvanlar ve bitkiler, yaklaşık 3 milyar yıl önce yaşamış bakterimsi mikroorganizmalardan türemiştir. Biyolojik evrim, canlı nesillerinin ortak atadan değişerek türeme sürecidir. Yeni nesiller, eski nesillere göre farklılıklar taşır ve ortak atadan uzaklaştıkça çeşitlilik artar. Evrim, biyoloji biliminin yanı sıra koruma biyolojisi, gelişim biyolojisi, ekoloji, fizyoloji, paleontoloji ve tıp gibi bilim dallarınca da başvurulan ve öğretilen bir bilimdir. Bunun yanında tarım, antropoloji, felsefe ve psikoloji gibi bazı alanları da etkilemiştir. Evrimsel biyologlar evrimin bir olgu olduğunu gösteren verileri belgelerler, nedenlerini açıklayan kuramları test ederler ve geliştirirler. Bu anlamda evrim ve evrimsel süreçlerin araştırılması evrimsel biyolojinin konusudur. Evrimsel biyoloji bilimi, yaşam tarihini, onun bütünlüğüne ve çeşitliliğine yol açan evrimsel süreçler ile mekanizmaları araştırarak yukarıda sayılan disiplinlerin yanında moleküler biyoloji, davranış ve biyocoğrafya alanlarında da yapılan çalışmalara ve bu konudaki olgu ve fenomenlere ışık tutar. Böylece tarihsel verilere ve adaptasyonlara dayalı açıklamalarla bu disiplinlerdeki biyolojik mekanizmalara dair yapılan çalışmaları tamamlayarak bütünleyici bir rol oynar. Biyolojik bilimler genelinde evrimsel bakış açısı, gözlemler düzenleme ve yorumlama ve tahminler yapmak için genellikle vazgeçilmez ve yararlı bir çerçeve sağlar. ABD Ulusal Bilimler Akademisi raporunda da (1991) vurgulandığı gibi biyolojik evrim; "modern biyolojinin en önemli anlayışı, canlıların temel yönlerini anlamak için önemli bir kavram" olarak nitelendirilir.

Darwin'in Evrim Teorisi

Bilimin hiçbir sahasının olmadığı gibi, Evrim Teorisi (ve evrimsel biyoloji) statik bir çalışma sahası değildir. Sağlam temellere dayanan teorik altyapısı 1859 yılında Darwin'in tam adı "Doğal Seçilim Yoluyla Olan Türlerin Kökeni veya Yaşam Mücadelesinde Desteklenen Irkların Korunumu" olan, kısaca "Türlerin Kökeni" olarak bilinen kitabı yayınlamasıyla inşa edildi. Ancak o yayınla sonlanmadı, hatta o kitap, devasa bir patlamanın ilk kıvılcımından ibaretti. İlk kıvılcım olması bakımından müthiş öneme sahiptir; ancak bu sahanın yarattığı asıl önemli bilimsel sonuçlar ve bilimde açılan çığırlar bakımından o kadar da önemli değildir. Çünkü bu yayın, 155 yıl geride kalmıştır ve o zamandan bu yana çok fazla şey keşfettik. Darwin'in birkaç noktadaki hatasını (özellikle popülasyonların sayısal genişlemesi ve genetik gibi konulardaki hatalarını ve bilgisizliklerini) düzelttik ve genişlettik. Bunun haricindeyse, Darwin'in açtığı kapı, evrimsel biyolojiye her zaman temel olarak kaldı ve muhtemelen hep de öyle kalacak.

O zamandan bu yana Evrim Teorisi'yle ilgili birçok yeni açıklama getirildi, geçerli bir teori olduğu matematiksel olarak ispatlandı, bilgisayar modelleriyle doğrulandı, elimizi değdiğimiz her türde gözledik, bütün fosiller evrimsel süreci onayladı, karşılaştırmalı anatomi, morfoloji, genetik sahalarındaki çalışmalar bir bütün olarak evrimsel süreçleri tam da teorinin öngördüğü şekilde doğruladı ve daha nicesi... Bu yolda yepyeni hipotezler ileri sürüldü, bazıları çok güçlü şekillerde doğrulanarak (veya hala yanlışlanamayarak) teorinin güçlü bir parçası haline geldiler, bazıları çürütüldü ve unutuldu. Tüm bu baş döndürücü gelişmeler, bulgular, deliller ve araştırmalar göz önüne alındığında, Darwin'in evrimle ilgili çizdiği çerçeve son derece basit ve yalın kalmaktadır. Evrimin özünü anlamak ve anlatmak bakımından halen çok değerlidir; fakat evrimsel biyolojiyi Darwin'den ve onun ileri sürdüğü haliyle Evrim Teorisi'nden ibaret görmemiz imkansızdır. Yine de amaç basit bir anlatımsa, 1982 yılında büyük evrimsel biyolog Ernst Mayr'ın özetlediği şekliyle, 5 temel nokta üzerinden Darwin'in ilk ileri sürdüğü Evrim Teorisi irdelenebilir:

1) Evrim, tek başına ele alındığında, bir organizmanın soy hattının zaman içerisinde değişimidir. Bu fikir, Darwin'e ait değildir ve Milattan Önce yaşamış filozoflara kadar gider . Ancak Darwin, bu görüşe yönelik, doğadan bizzat topladığı, değerlendirdiği ve izah ettiği, karşı konulamayacak miktarda kanıt sunmuştur. Öyle ki, o zamana kadar böyle bir şeyi aklına dahi getiremeyecek ve tüm türlerin sabit olarak yaratıldığını veya var oluverdiklerini düşünen binlerce biyolog, kanıtları incelemeleri sonucu sadece birkaç yıl içerisinde Evrim Teorisi'nin doğadaki değişimi net bir şekilde açıkladığını kabul etmişler, fikirlerini değiştirmişlerdir. 1880'lerden bu yana bilim camiası, Evrim Teorisi üzerinde tam bir fikir birliği içerisindedir (tüm biyologların %99'undan fazlası, tüm bilim insanlarının %90'ından fazlası Evrim Teorisi'ni kabul etmektedir).

2) Darwin'in ileri sürdüğü ortak ata fikri, Lamarck'ın ileri sürdüğü Evrim Teorisi'nden köklü bir biçimde farklıdır. Darwin, türlerin ortak atalardan farklılaşarak evrimleştiğini ve tüm türlerin tarihin derinliklerinde mutlaka ortak atalarda buluşmak zorunda olduğunu ileri süren ilk kişidir. Kendisi, bütün yaşamın tek ve dev bir Evrim Ağacı olarak değerlendirilebileceği görüşünü bilime kazandırmıştır. Böylece Lamarck'ın ve diğerlerinin düşündüğünün aksine, birbirinden bağımsız olarak farklılaşan soy hatlarının değil, birbirine sıkıca bağlı olan soy hatlarının evrimleştiği anlaşılmıştır. Yakın akrabaların ortak atası tarihte günümüze daha yakın zamanlarda, uzak akrabaların ise daha eski zamanlarda yaşamıştır. Örneğin, kardeşinizle olan ortak atanız muhtemelen hala yaşamaktadır (anneniz ve babanız), birinci derece kuzeninizle olan ortak atanız yaşıyor veya birkaç yıl önce yaşamış olabilir (büyük aileniz), tüm insanların Neandertaller ile ortak atası 500.000 yıl kadar önce yaşamıştır, insan ile şempanzenin ortak atası 6 milyon yıl önce yaşamıştır; ancak insan ile papatyanın ortak atası 2.5 milyar yıl kadar önce yaşamıştır.

3) Kademeli evrim, Darwin'in Evrim Teorisi'nin köşebaşı taşlarındandır. Günümüzde "adaptasyonculuk" olarak bilinen bir evrimsel biyoloji ekolü, halen Darwin'in bu görüşünü savunmaktadır ve halen en güçlü açıklama budur. Bu görüşe göre var olan, var olmuş ve var olacak bütün canlıların, her bir özelliği, basit ve ufak adımlardan geçerek evrimleşmiştir. Bu görüşe göre evrimde sıçramalar olmaz, bir özellik birdenbire var olamaz. Buna yönelik alternatif teoriler, evrimde asıl karakter oluşumunun, ani sıçramalar ve çok hızlı evrim dönemlerinden (Kambriyen Patlaması gibi) geçerek evrimleştiğini ileri sürer. Bu tartışma halen devam etse de, kademeli evrimin her türün en azından çoğu özelliğini oluşturan süreç olduğu düşünülmektedir. Sıçramalı evrim, daha spesifik özelliklerin oluşumunda işe yarıyor olabilir.

4) Popülasyon içi karakter dağılımının değişimi, Darwin'in Evrim Teorisi'nin temellerini oluşturmaktadır. Bu keşfi, ölümünden sadece birkaç on yıl sonra genetiğin keşfi ve bu keşfin de Evrim Teorisi'ni %100 doğrulaması sonrası, "popülasyon genetiği" denen bilim dalının doğmasını sağlamıştır. Darwin, birçok bilim dalında yapılan sayısız devrimin başlangıcında yer almaktadır ve popülasyon genetiği de bunlardan birisidir. Ayrıca Darwin'in teorisini özel ve farklı kılan da budur. Bu keşfe göre, bir türün popülasyonu içerisindeki spesifik karakterlerin (boy uzunluğu, boyun kalınlığı, vb.) görülme sıklığının nesiller içerisindeki değişimini gözlemek, kaçınılmaz olarak evrimi gözlediğimiz anlamına gelir. Bir bireyin ömrü içerisinde yaşanan değişimlerin hiçbiri evrim değildir, gelişimdir. Ancak bir popülasyonun nesiller içerisinde geçirdiği bütün değişimler, evrimsel değişimler olmak zorundadır. Dolayısıyla gen ya da karakter frekansları (görülme ve dağılım sıklıkları) değişiyorsa, evrim var demektir.

5) Evrimin ana mekanizması Doğal Seçilim'dir. Her nesilde doğan yavrular, ebeveynlerinden birazcık farklı özelliklere sahiptirler. Bu özelliklerin bazıları, bazı bireylere dezavantaj sağlarken, bazı diğer özellikler bazı diğer bireylere hayatta kalma konusunda avantaj sağlar. Avantajlı olanlar daha fazla hayatta kalır, daha kolay ürer ve kendilerini avantajlı kılan genleri gelecek nesillere daha çok aktarırlar. Böylece popülasyon ve nesil bazında baktığımızda, avantajlı özellikler sayıca artar, dezavantajlı özellikler giderek azalır. Bu seçilim/eleme mekanizmasına Doğal Seçilim denir. Bu tür seçilim sonucu evrimleşen bütün özelliklere adaptasyon denir. Doğal Seçilim ve ona bağlı olarak geliştirdiği tüm bu fikirler, Darwin'in teorisini güçlü kılmaktadır.

Darwin'in bu temelleri ileri sürmesinden beri birçok gelişme yaşanmış, çok daha teknik detaylar aydınlatılmış, çeşitliliği yaratan 20'ye yakın mekanizma, seçilime neden olan 5 farklı mekanizma keşfedilmiştir. Darwin çeşitlilik mekanizmalarının hiçbirinden haberdar değildi, çünkü genetik henüz bilinmiyordu. Ancak seçilim mekanizmalarının neredeyse hepsini tam isabetle tanımlamayı başardı. Ondan sonraki 150 yıl boyunca, bu mekanizmaların her birine yüzlerce türden örnekler keşfedildi. Bu örneklerin istisnasız hepsinde, nesiller boyunca değişim gözlenebildi. Böylece ufak değişimlerin birikerek büyük değişimlere neden olacağı da gösterilmiş oldu. Uzun dönem laboratuvar deneyleriyle bu gözlemler kontrollü ortamlarda da tekrar edilerek birebir doğrulandı. Hatta evrimsel biyolojinin bu temelleri, biyolojinin sınırlarını aşarak ekonomi, politika, mimarlık ve mühendislikte kullanılmaya başlandı ve aynı derecede başarılı sonuçlar elde edildi. Evrim, bir bütün olarak, doğanın her köşesinde gözlendi ve gözlenmeye devam ediyor. Gerçekten de biyolojik olarak var oluşumuzu bu kadar net olarak açıklayabilen bir teoriye sahip olduğumuz için insanlık olarak çok şanslıyız. Şimdi önemli olan, bu teoriyi kullanarak doğayı çok daha iyi anlayabilmek, onu korumak ve onu kullanarak çok daha büyük atılımlara imza atmak.

Lamarck'ın Evrim Teorisi

Biyolojide, türlerin değişebileceği görüşünü ilk ortaya atanlar Fransız BUFFON (Bufon: 1707-1788) ve LAMARCK (Lamark: 1744-1829)’tır. Bu iki bilim adamı, çevre etkisiyle canlılarda meydana gelen değişmelerin daha sonraki nesillere geçebileceğine inanmışlardı. LAMARCK ve BUFFON’a göre, bitki ve hayvan türleri, çevre şartlarının etkisiyle değişebilmektedirler.

LAMARCK, evrim hakkındaki görüşünü 1809 yılında yayımladığı “Zoolojinin Felsefesi” adlı eserinde ortaya koymuştur. Bu eserinde LAMARCK çevrede meydana gelen değişikliğin türleri etkilediğini ve her türün bu etkiye içten gelen bir değişiklikle cevap verdiğini belirtmektedir.

LAMARCK’ın görüşleri iki noktada toplanmaktadır: Birincisi, canlıların çevre şartları ile sonradan kazandıkları özellikleri yeni nesillere geçirebileceği; ikincisi ise, “kullanma ve kullanmama” prensibi idi. LAMARCK’a göre, eğer bir vücut parçası çok kullanılırsa gelişir ve kuvvetlenir. Kullanılmayan kısımlar ise zamanla zayıflar, küçülür ve hattâ kaybolabilir.

LAMARCK’ın evrim teorisi, bu iki fikre dayanıyordu. Yeni çevre etkisiyle meydana gelen değişmeler, bir çok döller boyunca yeni özelliklerin kazanılmasına sebep oluyor ve sonunda yeni türler ortaya çıkıyordu. Herşeyden önce LAMARCK, bir türün çevre etkisiyle değişebileceğini belirtmiştir. Meselâ LAMARCK, zürafaların boyunlarının uzun olmasını şu şekilde açıklar: Oldukça kurak ve otsuz bölgelerde yaşayan bu hayvanlar, devamlı güç sarfederek ağaçların uç dallarına boyunlarını uzatmak zorunda kalmışlardır. Bu mecburiyet, zürafa soyunun daha sonraki nesillerinde de sürdürülmüştür. Böylece uzun yıllar devam eden bu olayın sonunda, zürafaların hem ön bacakları, hem de boyunları uzamıştır.

LAMARCK’ın “kullanma” yoluyla bir organizmada çeşitli vücut bölgelerinin gelişebileceğine dair görüşü inandırıcıdır. Gerçekten bugün, atletlerin ve haltercilerin çeşitli çalışmalarla kaslarını geliştirdikleri bilinmektedir. Fakat LAMARCK’ın yanıldığı konu, bu sonradan kazanılmış özelliklerin kalıtım yoluyla nesillere geçebileceğini belirtmesiydi. Halter çalışarak kol ve omuz kaslarını geliştirmiş bir sporcunun, bu özelliğini çocuğuna geçirmesi imkânsıdır. LAMARCK’ın “kullanılmayan organların yok olması” ile ilgili görüşü de hatalıdır. Bugün vücudumuzda bize gereksiz gibi görünen ve çok az kullanılan bazı organlar da bulunmaktadır (körbağırsak gibi). Kaldı ki, hiçbir canlıda gereksiz ve kullanılmadığı için körelmiş bir organ yoktur.

LAMARCK’ın üzerinde çok durduğu ve sonradan “kazanılan karakterlerin kalıtımı” şeklinde özetlenebilecek görüşü ise,yapılan bazı deneylerle çürütülmüştür. Deneyler ve olaylar, sonradan kazanılan özelliklerin yeni döllere geçemeyeceğini göstermiştir. August WEISMAN (1834-1914) adlı bir araştırmacı, farelerin yirmi döl boyunca kuyruğunu kesmiş; fakat yirmibirinci döldeki farelerin de birinci döldeki gibi uzun bir kuyruğa sahip olduklarım tespit etmiştir. Bu deney, sonradan kazanılan özelliklerin diğer döllere geçmediğini, daha yirminci yüzyılın başlarında iken göstermiştir. Çinliler, yüzyıllar boyunca ayaklarının küçük olması için çocuklarına dar demir ayakkabılar giydirdikleri halde, bunu başaramamışlardır.

Müslümanlar ve Museviler dini inançlarından dolayı yüzyıllardan beri sünnet oldukları halde, sonraki nesillerde erkek çocuklar sünnetli doğmamıştır.

İşte bütün bunlar, çevre ve yaşama şartlarının etkileri ile fertlerde görülen değişikliklerin oğul döllere geçemeyeceğini açıkça göstermektedir. Bugünkü biyoloji bilgisine göre, ancak üreme hücrelerinde, özellikle bu hücrelerin genlerinde meydana gelen değişmeler nesillere geçebilir. Çevre tesiriyle vücut hücrelerinde meydana gelen değişmeler ise nesillere geçmez.

Kaynakça
  • http://www.nkfu.com/lamarckin-evrim-ile-ilgili-gorusleri/

  • Evolution, Douglas Futuyma (s. 7-8)

  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim

Yorumlar


© 2016 by boomScience | boomOnLine

  • Grey Instagram Icon
  • Grey Blogger Icon
bottom of page